3 Ekim 2010 Pazar

ROMAN

Akıl hastanesinde bir deli, öteki deliye:

- "Ben bir roman yazdım, al oku; bakalım beğenecek misin, "demiş.

Ve kendisine kalınca bir kitap vermiş.Öteki deli, bir hafta boyunca okumuş romanı. Sonunda arkadaşı deliye:

- "Romanın çok ilginç, demiş; yalnız biraz kalabalık, çok isim var içinde."

Kitabı veren deli:

- "Al, demiş, ikinci cildini de oku."

Ve kalınca bir kitap daha vermiş. Yine aradan bir zaman geçmiş. Romanın ikinci cildini de alan deli:

-" Bunu da okudum, demiş; gerçekten çok ilginç ama, bu da çok kalabalık; çok isim var içinde."

O sırada akıl hastanesinin doktoru gelmiş üstlerine:

-" Verin bakayım, demiş, o telefon rehberlerini. Ne zaman aldınız bunları; ben de kaç gündür onları arıyordum"

PAPAĞAN VE SİHİRBAZ

Sihirbaz, Titaniğin salonlarından birinde her akşam gösteri yapmaktadır, mesleğinin de zirvesindedir. Ancak onun da baş edemediği bir sorunu vardır. Salonun köşesindeki Papağan, tam “ Ne Sihirdir Ne Keramet” noktasına gelindiğinde hilelerini tek tek açıklıyormuş.

-"Kartı gömleğinin yeninden içeri attı!"

Ya da:

-" O şapkanın içinde tavşan var!"! diye haykırıyor,

Gösterisinin içine ediyormuş o çirkin sesiyle. Sihirbaz fena halde kızıyor, bozuluyor ama kaptanın papağanı olduğundan dolayı da bir şey yapamıyormuş. Derken Titanik buzdağına çarpıp batınca, sihirbaz gemiden kopan bir kapının üzerine çıkarak kurtulmuş. Ertesi sabah gözlerini açınca ne görsün: Papağan da aynı kapının üzerinde sessizce kendine bakmakta, izlemektedir. Üç gün üç gece o kapının üzerinde öylece bakışmışlar. Ne sihirbaz bir şey söylemiş ne de papağan. Sonunda bu durumu papağan bozmuş:

-"Tamam, pes, gemiye ne yaptığını anlayamadım!"
Yaşlıca bir adam çok güzel bir kadınla mücevher dükkânına girer.
Adam satıcıya:

- "Çok güzel bir yüzük satın almak istiyoruz."

Satıcı vitrinden güzel bir yüzük çıkarır gösterir:

— "Bu yüzüğün bedeli 4000 $’dır efendim," diye gösterir.

İkili yüzüğe bakar ve yaşlı adam satıcıya;

- "Lütfen bana en iyi yüzüğünüzü gösterin!"

Satıcı içerdeki kasadan bol pırlantalı şahane bir yüzük getirir;

- "Bu dükkanımdaki en iyi yüzüğüm.. ve fiyatı 50 000 $ dır!"

Genç kadın heyecanla parmağına takar. Yaşlı adam cebinden çek defterini çıkarır 50 000 $ yazar ve açıklar:

-" Bugün; Cumartesi ve akşamüzeri, bankaların kapalı olduğunu biliyorum. Sizin karşılığı olup olmadığından emin olmak istediğinizi biliyorum. Çeki size bırakıyorum, Pazartesi sabahı bankama telefon edip çekin karşılığını aldıktan sonra, üzerinde yazılı olan telefonumdan beni arayın lütfen! Biz de gelip yüzüğü alırız.

Pazartesi sabahı mücevherci yaşlı adamı arar:

- "Sen benimle alay mı ediyorsun be adam? Hesabında hiç paran yokmuş!"

Yaşlı adam:

- Sen yüzüğü dükkânında sakla ve çeki yırt. Sana posta ile 100
$ gönderiyorum. Sayende şahane bir hafta sonu geçirdim...

ÇOCUK AKLI

Yedi yaşındaki küçük Abraham’ı bizdeki İmam Hatip Okul muadili olan Yahudi ilkokuluna yazdırırlar. Birinci haftanın sonunda yani cuma günü saat on ikide okul hafta sonu tatiline girince, eve döner.

Annesi sorar:

— "Abraham anlat bakalım bu hafta okulda ne öğrendiniz?"

— "Dinle anne, bu hafta Musa Peygamberi öğrendik."

— "Peki, anlatabilir misin?"

— "Musa Peygamber bir Mossad ajanıydı. Gördüğü eğitim sayesinde Mısır firavununun sarayına kimseye çaktırmadan girdi. Esir alınmış Yahudileri Kızıl denizin kenarına kadar kaçırmayı başardı. Denizi geçmek için bütün Yahudilere emir vererek yüzen köprüler kurdurdu ve Yahudiler Kızıldeniz’in doğusuna geçmeye başladılar. Tam geçerlerken General Firavun, bunları orduları ve zırhlı birlikleri ile takip etmeye başladı. Musa Peygamber cep telefonunu kullanıp Mossad'a haber verdi. Mossad İsrail hava kuvvetlerine bildirince hemen F-16’larla Fantom uçakları köprüye varan Mısır ordusunu ve tankları bombalamaya başladılar, Köprünün yarısına kadar gelmiş Mısır ordusu ve general Firavun denize düşerek boğuldular ve Yahudiler selametle karşı sahile geçtiler.

Annesi dehşetler içinde sorar.

— "Abraham, haham hocan cidden, gerçekten böyle mi anlattı?"

— "Anne tam olarak böyle anlatmadı, ama herifin tam olarak anlattığı şekilde sana anlatsam hepten inanmayacaksın!"

BAĞIMLILIK

Dün akşam otururken karıma dedim ki:

- "Ot gibi yaşamayı kesinlikle istemem!! Eğer bir gün makinelere ve bir şişeden sızacak olan bilmem ne sıvısına bağımlı olacak olursam, Lütfen!! Lütfen hiç tereddüt etme, hemen fişi çek olur mu?"

Karım yerinden kalktı. Laptopumu fişten çekti, Şarabımı çiçek saksılarından birinin dibine döktü ve çıkıp gitti.

8 Eylül 2010 Çarşamba

2 Eylül 2010 Perşembe

Yumurta

Rahmetli bestekar Selahattin Pınar bir yandan beste yaparken, diğer taraftan üç-beş kuruş kazanmak için bazı zengin çocuklarına musiki dersi verirmiş. Öğrencilerden biri bir gün,

- ''Hocam, sabahları aç karnına çiğ yumurta içmenin sesime çok faydası varmış. Ben bir haftadır bunu yapıyorum. Sesimdeki değişikliği fark ettiniz mi?'' diye sorar.

Selahattin Pınar,

- ''Oğlum", der.. "İç... Hiçbir zararı yoktur!''

Bir süre sonra oğlan,

- ''Hocam, annem de çiğ yumurta sayesinde sesimin çok güzelleştiğini söyledi. Siz de farkındasınız, elbette..''

Selahattin Pınar çaresiz... Bet sesli oğlanı atsa olmayacak, ekmek parası...

-''Oğlum.. der. Yumurtanın zararı yoktur... içebilirsin.. .'

Bir süre sonra oğlan yine aynı konuya girince, dayanamaz rahmetli...

-''Ulan, eşşek oğlum..." der. "Yumurtada keramet olsaydı, tavuk götü bülbül gibi öterdi!''