1 Nisan 2019 Pazartesi

YÜRÜRKEN

Doktor uzun zamandan beri tedavi ettiği Temel'e sormuş;

- "Bacağın nasıl?"

- "Hala sekeyrum."

- "Devamlı mı?"

- "Yok daa yürurken."

5 Mart 2019 Salı

MEŞHEDİ'NİN KESERİ

Meşhedi Cafer yine İstanbul’a gelmiş. Bir kadim dostuyla Haliç’teki kahvehanelerden birinde nargileleri ateşlemişler ve sohbet ediyorlar. Cafer yine İran’ı ve onun zenginliklerinin sembolü olan Şah’ı methediyor, “Şehin Şah eyle bir seray yaptırmıştır kim, duvarları pembe mermerdendir. Kubbeleri altın kaplanmıştır. Kapı tokmakları billurdandır! Yerleri ipek Esfehan, Tebriz halıları ile bezenmiştir!” 

Arkadaşı, bıyık altından gülümseme ile, “Eee başka!?” Meşhedi palavralarının büyüsüne kapılmış, dalga geçildiğinin farkında değil, “Sarayın tavanları eyle yüskek, eyle ziyade katı vardır ki, çatıda çalışan marangoz keserini düşürmüştür. O çekiç el an düşmekte.... hala yere ulşabilmemiştir!”

Bizimkinin sabrı taşar, “Meşhedi, bizim Sultan’ın Bahçıvancıbaşı’sı sarayın bahçesine bir bostan patlıcanı ekmiştir. Patlıcan ikinci gün sürmüş, bostandan dışarı büyümüş, Sarayburnu’ndan Üsküdar’a geçmiş! Üsküdar’dan Kartal’a, Pendik’e uzanmış! Pendik’i de geçmiş Eskişehir’e ulaşmış, oradan Ankara, Sıvas’ı aşıp Van’a varmış! Şimdi sınırı geçip Tebriz’e...” deyince Meşhedi, “Bre insaf! Badılcan handeyse Tehran’a ulaşacak!” diyecek olmuş.

İşte o zaman İstanbullu, “Bak Meşhedi” demiş, “Ya sen o meret keseri bir an evvel yere indirirsin ya da ben o bostan patlıcanının ucunu getirip senin Şehinşah’ının burnunun deliğinden içeri tıkarım!”

Kaynak:Ercüment (Ercümend) Ekrem Talû

ALO 171

ALO 171 çağrı merkezi telefonu çalmış, arayan; 

-"Alo sigara bırakma hattı mı?" diye sormuş.

-"Evet, beyefendi buyrun?" diye operatör cevaplamış.

-"Benim eve de 3 paket bırakır mısınız?" diye arayan fısıldamış.

3 Şubat 2019 Pazar

MEŞHEDİ’NİN BALIKÇILIĞI

Dostum Meşhedi Cafer, o sene, Kalamış’ta oturduğum eve sık sık misafir gelirdi. Akşamları onunla birlikte, öteye beriye gezmeğe giderdik. Fakat en birinci zevkimiz, sabahları gayet erken kalkıp, sandalla balığa çıkmaktı. Zevkimiz, dedim… Lâkin bu tabir tamamıyle doğru değildir. Zira Meşhedi, eline olta almaz, sadece sandalın içinde oturup, daima yanında taşıdığı nargilesini içerek bizi seyrederdi. Sandalcımız Karabet isminde, pişkin, denizcilikte mahir, hoş sohbet bir Ermeniydi. Hemen her defasında Meşhedi ile inceden inceye alay eder, takılır, ayrıca bir zevk de o yolla temin ederdi. Bir gün yine böyle Caddebostanı kıyılarında mercan (balığı) avlıyorduk. 

Balığın bol bir günüydü. Her olta atışta, iri iri balıklar çekiyorduk. Karabet pürneşe idi ve her mercanda:

– Hay maşşallah!… Dinini sevdiğimin denizi! Madensin nesin? Şu balığa bak. Kuzudur mubârek!…

Diye sevincini ihzar ederdi.

Bir aralık Meşhedi’ye hitapla sordu:

– Hacı! Sizin taraflarda böyle kıyyak balık vardır?

Meşhedi, gayet sakin, şu cevabı verdi:

– Men böyle balıh tutmahlığa tenezzül etmezem.

– Etme, gözünü seveyim. Ya ne çeşit tutarsın?

– Men beyuh balıhlar dutirem. Hemin çoğ tutmişem!

– Nerede bu?

– Bizim Eyran diyarında… Ürmiye çölünde.

– Etme babacığım! Kırk senedir bu zenaatı edorum… Böyle bir yer ki deorsun işitmemişim.

– Özümden guş edesen!

– Haydi, öyle olsun! Velâkin, fikrime öyle gelor ki benim tuttuğum kadar beyük balık tutmamışsındır deyi!

– Çoh beyüğünü tutmişem!

– Olmaz! Olamaz!…

Meşhedi sinirlenmişti. Marpucu elinden düşürdü. Papağını bir vuruşta arkaya yasladı, bağırdı:

– Men özüne deyirem ki dutmişem!

– Nasıl olur, zo? Ben balina bile tutmuşum. Agnoorsun?…

Bu sefer Meşhedi istihfafkâr (alaycı) bir kahkaha salıverdi:

– Hay peder suhte! dedi. Men balina balıhını yem diyye gullanmişem!

Kaynak:Ercüment (Ercümend) Ekrem Talû

MEŞHEDİ’NİN KASASI

Meşhedi Cafer’e, o gün Mahmutpaşa yokuşunun alt başında tesadüf ettim. Telâşlı telâşlı, Sultanhamamına doğru gidiyordu. Hemen arkasından koşup yetiştim, elimi omuzuna dokundurdum:

– Nereye böyle dostum?

Arkasına döndü. Beni görünce, yüzünde tatlı bir tebessüm belirdi:

– Özünü mene Hüdâ gönderüptür. Hoş gelmişsen ağa, dedi. Men de gedirem bir gassa almaklığa.

– Kasa mı alacaksın?

– Belî! Özün de menimle bile gelsen ki meni aldatmıyalar.

Nasılsa, hiçbir işim yoktu. Birlikte yürüye yürüye, o civarda demir kasalar satan bir Musevinin mağazasına gittik. Mağazanın sahibi Yumtov Efendi, Meşhedi’yi tanıyormuş. Çok kullanılmış piyano tuşlarına benzeyen sapsarı dişlerini meydana çıkaran bir tebessümle bizi karşıladı:

– Maşalla Cafer Ağa! Sefa yeldin! Angi ruzyar esti da bizi hatirladin? Soyle bakalum, ne yibi bir emrin var?

Meşhedi, gayet sağlam, aynı zamanda ucuz bir kasaya ihtiyacı olduğunu söyleyince, Yumtov Efendi:

– Nâ! Oyleysam bunu al!…

Diye orada duran külüstür, eski tarzda, çivili bir kasa gösterdi. Meşhedi dudak büküyor, beğenmediğini anlatmak istiyordu.

Yumtov Efendi, ballandıra ballandıra, malını senâ etmeğe başladı:

– Bu kasayı yordun mi? Bu, en sağlam İnyiliz malidir, haliz, mufliz! Ateştan da korkusu yok… Bunun tecrübesini Londra’da yaptılar. İçerisine uç tane canlı horoz koymuşlar, sonra kasayı kapamışlar, uç katlı bir evda vermişler ateşi… Kır sekiz saat yanmış. Bir da çıkarmışlar kasayı, açmışlar kapisini… Ne yorsünler?

– Horozlar pişmişti?

– Ne bişti be? Ne soyluyorsun? Bişti olur mu? Uçu da sağ, başlamışlar utmeye!… He!

Meşhedi her zamanki müstehzi tavrıyle gülümsemeğe başlamıştı.

– Hey peder suhte! dedi; mene bu hikâyeti ne diye söyliyirsen? Menim Eyran’da (İran’da) bir gassam var idi. Anın içine beyle üç tene horos goyup, seççiz cun furunda yahmişem… Sonra gappısın açmışem.

Yumtov Efendi sordu:

– Ey! Horoz uttu mu?

– Yoh! Hemmisi soguhtan mürd olmuştu!… (Hepsi soğuktan ölmüştü.)

Kaynak:Ercüment (Ercümend) Ekrem Talû

5 Ocak 2019 Cumartesi

EŞEK OLUR MU?

 

Tiyatroda, ünlü oyuncu rolü gereği uşaklarına bağırır.

-"Atımı getirin!"

O sırada münasebetsiz bir seyirci ;

-"Eşek olsa olmaz mı?" diye seslenir.

Oyuncu hiç istifini bozmaz:

-"Hay hay! Buyrun beyefendi!"

ARABAM DIŞARIDA

Temel kitapcıya girmiş;

-"Baa pir roman lazum"demiş.

Kitapcı sormuş :

-"Efendim ağır mı olsun hafif mi?"

Temel :

-"Farketmez, nasul olsa arabam dısarudadur." diye cevaplamış.