19 Temmuz 2018 Perşembe

YALNIZLIK

 
Adam ağaç altında dalıp gitmişti, onun hayal alemindeki tefekkürünü izleyen meraklı  biri sordu:

-"Dalmış gitmişsin, kimin kimsen yok mu, yalnızmısın?"

Daldığı alemden ayrılmak zorunda kalan adam:

-"Asıl şimdi yalnız kaldım." diye sinirli bir şekilde cevapladı.

HER ŞEY ALLAHTAN

Bektaşi'nin biri her gün kasabada 'Her şey Allah'tan', 'Her şey Allah'tan' diye mırıldanarak dolaşır dururmuş. Bir gün kasabanın serseri delikanlılarından biri, yine böyle mırıldanarak dolaşmakta olan Bektaşi'ye arkasından sessizce yaklaşmış, ensesine okkalı bir şaplak atmış. Canı fena halde yanan Bektaşi'nin pür hiddet dönüp kendisine ters ters baktığını görünce;

-"Öyle ne bakıyorsun baba erenler demiş, hani her şey Allah'tandı."

-"Tabii demiş Bektaşi, her şey Allah'tan da, ben hangi deyyusu aracı ettiğine bakıyorum."

4 Temmuz 2018 Çarşamba

AĞLAYAN ANA

Hoca’nın oğullarından biri yakın köylerin birinde çömlekçilik yapıyormuş. Bir gün Hoca yanına gidince:

-“Baba, bütün paramı şu çömleklere yatırdım” demiş. “Hava güneşli olur da zamanında hepsi kurursa zengin olacağım. Ama yağışlı olursa anam ağlayacak!”

Hoca oradan ayrılıp başka bir köyde oturan büyük oğluna uğramış.

Oğlu:

-“Baba, varım yoğum şu tarlada, zamanında rahmet yağarsa zengin oldum gitti. Kuraklık olursa anam ağlayacak” demiş.

Hoca eve canı sıkkın dönmüş.

Karısı:

-“Hayrola efendi, yüzün neden asık” demiş.

-“Benimki bir şey değil” demiş Hoca; “Asıl Sen kendi halini düşün. Yağmur yağsa da yağmasa da ağlayan sen olacaksın”.

KISKANÇLIK


 Afacan Ahmet okuldan eve geldiğinde babası, okulda yeni öğretmeniyle işlerin yolunda gidip gitmediğini sordu.

– "Harika, yalnız seni galiba çok kıskanıyor."

Babası şaşırarak sordu;

– "Kıskanıyor mu, nasıl yani!"

– "Bugün defalarca: Ah çocuk ah, senin baban ben olmalıydım dedi durdu!"

28 Haziran 2018 Perşembe

BÜST


Rusya'da yaşayan Yahudi asıllı biri   İsrail’e göçme kararı alıp Rusyadan ayrıldığında yanında Lenin’in büstü  vardır. Rus gümrük memuru;

- "Bu nedir?" diye sorar.

Yahudi:

  -"Bu nedir  sorusu yanlıştır yoldaş!  Bu kimdir  demeniz gerekirdi!  Bu Lenin’dir, sosyalizmin temellerini atan, Rus halkına iyilikler getirendir. Bende bunu bereketli günlerin anısı diye yanıma aldım.”

Etkilenen Rus görevli söyleyecek söz bulamaz ve;

  - "Tamam, geçebilirsiniz!" der.

Tel Aviv havaalanında bu defa İsrail gümrük memuru büstü görür ve sorar:

  – "Bu nedir?”

Yahudi:

– Bu nedir? sorusu yanlıştır. Bu kimdir  demeniz gerekirdi! Bu Lenin’dir. Bu deli cani yüzünden Rusya’yı terk etmek zorunda kaldım! Yanıma aldım ki her gün ona bakıp bakıp lanet okuyayım!"

Geçmiş yıllarda Rusya'dan kaçmış olan İsrailli görevli:

 - "Tamam, geçebilirsiniz! Hoş geldiniz!" der.

Adam akrabaları tarafından kendisi için tutulan eve yerleşir, büstü büfenin üstüne koyar ve gelişi nedeniyle de  akrabalarına davet verir. Davete katılan akrabalardan birisi büfenin üstündeki büstü göstererek sorar;

 -"Bu kimdir?”

Yahudi:

– " Bu kimdir  sorusu yanlış  bir soru kuzum! Bu nedir  demen gerekirdi! Bu; on kilogram, yirmi dört ayar altın. Hemde  vergisiz!”

18 Haziran 2018 Pazartesi

ÇORBANIN KOKUSU



Nasreddin Hocanın canı güzel bir tarhana çorbası çekmiş..Başlamış tatlı tatlı hayal kurmaya. Tam o esnada kapısı çalmış ve gelen karşı komşusunun oğlu şöyle demiş:

– "Hocam. Annem çok hasta bir tas çorba istiyor."

Hoca kendi kendine söylenmeye başlamış :

– "Allahım bizim komşular kurduğum hayalin bile kokusunu alıyor."

YEMEĞİN PARASI

 
Hoca Nasrettin’in Akşehir’de kadılık vazifesini yürütürken karşısına iki adam çıkmış. Birisi öteden beri cimriliği ile tanınmış bir aşçı, diğeri de boynu bükük bir fakir. Aşçı sözü almış :

– "Hocam demiş, ben bu adamdan davacıyım. Dükkanın önünde fasulye pişiriyordum. Tencerenin kenarından buğusu çıkıyordu yemeğin. Bu adam elinde somun ekmekle geldi. Kopardığı lokmaları yemeğin buğusuna tutup başladı atıştırmaya. Nihayet koca bir ekmeği bitirdi. Ondan fasulye buğusunun parasını istedim, vermedi."

Nasrettin Hoca anlatılanları dikkatlice dinledikten sonra fakire dönüp :

– "Doğru mu bunlar ? "diye sormuş.

– "Evet, demiş " fakir adam.

– "Öyleyse para kesesini çıkar bakalım."

Zavallı fakir kadı efendiye karşı gelememiş. İçinde üç beş akçe bulunan para kesesini Nasrettin Hoca’ya uzatmış. Bu sefer aşçıyı çağırmış yanına. Keseyi kulağına yaklaştırarak şıngırdatmaya başlamış. Sonra da :

– "Haydi demiş aldın işte alacağını."

 Aşçı :

– "Nasıl olur? "diye şaşkınlığını belli etmiş. Paramı vermediniz henüz."

Hoca cevap vermiş :

– "Fazla uzatma, yemeğin buğusunu satan paranın da sesini alır elbet!"