5 Mart 2026 Perşembe

DURALİ

Köylünün biri oğlunu şehirden evermiş. Oğlan bir süre sonra şehre göçmüş. Kendine göre iş bulup çalışıyormuş. Bu arada bir de erkek çocuğu olmuş. Adam hem pazardan masrafını almak hem de torununu görmek için şehre gitmiş. Tabi gelirken heybesini hediyelerle doldurmuş. Her ne yaptıysa gelinine yaranamamış.

 Şehre indiğinde doğruca oğlunun evine gitmiş. Daha eve girerken gelininin memnun olmadığı belli oluyormuş. Odaya geçmişler. Adam torununu kucağına alıp okşarken bir ara gelin:

- "Oğlumun dedesi geldi, gelmeden gidesi geldi," demiş.

Adam çok içlenmiş, öfkelenmiş ama sezdirmemeye çalışmış. O da:

- "Dedesinin adı Durali, bugünde buralı, yarında buralı demiş.”

CİMRİLİKTE SON NOKTA

Epeyce varlıklı bir köylü kendisine bir çift iskarpin almış. Eskiyeceğinden korkarak pek giymezmiş. Bir gün kasabaya giderken köyden çıkıncaya kadar giymiş. Sonra çıkarıp eline almış. Kasabaya yaklaşınca tekrar giymiş. Akşamüzeri kasaba dönüşünde geç kalmış. Gece ayakkabıları eline alıp hızlı hızlı yürürken hava da kararmış. Alacakaranlıkta ayağına kazık batmış. Epeyce de canı yanmış. 

Kanlar içindeki ayağının acısını düşünmeden:

- "İyi ki ayakkabılar ayağımda değildi demiş.”

4 Şubat 2026 Çarşamba

SUYUNUN SUYU

Bir gün hiç tanımadığı bir yabancı konuk olur Hocaya; beraberinde birde kesilmiş, temizlenmiş tavşan getirir hocaya. Hoca bir güzel pişirir tavşanı ve misafirine ikram eder. Orta yere bakır sini kurulur,
Hep birden etrafına oturulur. Hem  yer hem de sohbet ederler. Ertesi gün misafir kalkar gider.

Akşam üstü başka bir konuk gelir;

-"Tavşan getirenin komşusuyum" der.

Hoca bu adamı da buyur eder. Tavşanın suyuna bir çorba yapar; Adam çorbayı yer, ertesi  günü kalkar gider, gelir  başka bir komşusu veya tavşan getirenin bir akrabası. Gittikçe sıklaşır bu misafirler; Fakat bu iş Hoca'nın canına tak eder. 

-"Tavşansa tavşan, der, anladık ama, Bu kadar da yük olunmaz adama."

Tavşan getirenin komşular gidip gidip gelmededir; Bir sefer tam beş kişi birden gelir.
Hoca bu konukları da karşılar; Adamlar şöyle derler Hoca ya:

-"Hani tavşan getiren vardı ya, komşusunun komşusuyuz biz onun."

Hoca: 

-"Ya! der, buyurun!"

Akşam olur, sofra kurulur yine; Bir tas konur sofranın üzerine: Kuyu suyu ile dolu bir koca tas.
Konuklar bu, işten bir şey anlamaz. İçlerinden biri tasa eğilir; Sorar: 

-"Hocam bu nedir?"

Hoca hemen yapıştırır:

-"Bu, tavşanın suyunun suyudur."

1 Ocak 2026 Perşembe

KULAK VE BURUN




Yaşlı kadın doktora gider.

- "Gaz sorunum var, ancak çok şikayetçi de sayılmam. Gaz çıkardığım zaman ne ses çıkıyor, ne de kötü kokuyor. Mesela geldiğimden beri en az yirmi kez gaz çıkardım, ama siz farkına bile varmadınız." der.

Doktor:

- "Bu hapları alın, bir hafta sonra sizi tekrar göreyim".  diye kadını gönderir.

Bir hafta sonra yaşlı kadın kontrole gelir.

- "Doktor Bey bana ne halt verdiniz bilmiyorum ama gaz çıkardığım zaman hala ses çıkmıyor, ama müthiş kötü kokmaya başladı!" der.

Doktor:

- "Çok iyi, burnunuz düzelmiş, şimdi sıra kulaklarınıza geldi'' diye cevaplar.

İKİ BACAK AYNİ YAŞTA

                                                                 

İki yaşlı adam çıktıkları yürüyüşte dertleşiyorlarmış. Biri demiş ki:

- "Şu sağ bacağımdaki romatizma ağrısına artık dayanamıyorum! Ne diye ağrırsa kör olası?"

- "Neden olacak, demiş diğeri. Yaşlılıktan! Bunların hepsi yaşlılık alâmetleri!"

- "Saçma, demiş bacağı ağrıyan. Sol bacağım da sağ bacağım ile aynı yaşta, o neden ağrımıyor?"