25 Aralık 2013 Çarşamba

KÖMÜR KARASI



Süleyman Nazif l.Dünya Harbi sıralarında geçim sıkıntısından kömür alışverişine başlar.Tanıdıklarından biri bunu duyunca yanına gider:

-"Sen yıllarca valilik etmiş yüksek devlet memurluklarında bulunmuş,üstelik memleketin ünlü yazarlarından birisin. Böyle küçük işlerle uğraşmak sana yakışır mı?" der.

Süleyman Nazif dostunun sorusunu şöyle cevaplar:


-"Dostum bu savaştan hiçbirimizin yüz akıyla çıkacağımızı ummuyorum;Hiç olmazsa benimki kömür karası olsun!"

29 Kasım 2013 Cuma

Düşünce Suçundan

1980lerde, siyasi toplantıların yapıldığı bir salonda sürekli bir papağan bulunurmuş. Bu salonda her pazar önce sağ görüşlülerin, sonra sol görüşlerinin toplantısı olurmuş. Papağan sağ görüşlüler geldiğinde  "kahrolsun kominizim", sol görüşlülerin toplantısında ise "yaşasın kominizim diye bağırırmış. 

Bir pazar toplantı saatleri değişivermiş , tabi bundan haberi olmayan papağan mutat sloganlarına devam etmiş ve tepki toplamış. Ceza olarak onu bir tavuğun yanına kapatmışlar. Tavuk gıdaklayarak papağanla alay etmeye başlamış. 

Tavuğun davranışına dayanamayan papağan;

-"Sus be ! ben senin  gibi tavukluktan  değil düşünce suçundan yatıyorum." demiş.

25 Ekim 2013 Cuma

KADIN LAFI İLE

Erzurum'da yolcular uçağa binmişler. Kapılar kapanmış ve hostes:

-"Sayın yolcular! Lütfen kemerlerinizi bağlayınız.” diye anons etmiş.

Kimse bağlamamış. Hostes durumu pilota anlatmış. Pilot, mikrofonu eline almış:

- “Hele dadaşlar, kemerlerinizi bağlayın da havalanah.” diye anons etmiş.

Herkes bir anda kemerlerini bağlamış. Hostesin şaşkınlığını gören ve kendisi de Erzurumlu olan pilot şöyle demiş:

- “Erzurumlu, ganayahli (kadın) lafiyla iş yapmaz.”

Lâ Havle


Sonradan görme Osmanlı Paşası, atlar için arpa alınması gerektiğini söyleyen seyislerine kızar ve her seferinde ‘Lâ Havle’ çekermiş. Bir gün atları dermansızlıktan yığılıp kalınca, hiddetle sormuş.

- "Atlarıma ne oldu?"

Seyis, cevâbı yapıştırmış:

-"Ne olacak efendim, ‘Lâ Havle’ yiye yiye ‘Ve Lâ Kuvvete’ oldular."

23 Eylül 2013 Pazartesi

BOYNUZSUZ KOÇ




Şair Haşmet, bir kurban bayramı arefesi kurbanlık almak için Beyazıt meydanında dolaşırken yine kendisi gibi şair olan Fıtnat Hanım'a rast gelir.

- "Maaşallah hanımefendi! Sebeb-i tenezzühünüz nedir? Bir hizmetiniz varsa, emredin göreyim", der.

Fıtnat Hanım cevap verir:

- "Malum, yarın bayram, kurbanlık almaya çıktım."

Haşmet güyâ fırsatı yakaladığını zanneder:

- "Kabul ederseniz bu sene kurbanınız ben olayım!"

Fıtnat Hanım taşı gediğine kor:

- "Teşekkür ederim. Bu sene boynuzsuz koç seçeceğim!"

Tablo; Osman Hamdi’nin “İstanbul Hanımefendisi” 

17 Eylül 2013 Salı

GAZETELİ RESİM


Sedat Simavi, haftalık "Resimli Gazete"yi çıkarmaktadır.Gazetesinde pek çok resim bulunmasını istediği için, bir gün Nazif'e yazılarını kısa kesmesini rica eder. Nazif dayanamaz şu cevabı verir:

-Birader,siz Resimli Gazete değil, gazeteli resim çıkartmak istiyorsunuz galiba!

BEYEFENDİNİN SUYUNU YIKA DA GETİR




Süleyman Nazif ve Abdülhak Şinasi birlikte yemek yerken, Abdülhak Şinasi garsonu çağırıp su istemiş. Edebiyatımızın bu zarif şahsiyeti, kirden ve mikroptan aşırı derecede korkarmış. Hem de eldivenle el sıkacak kadar.

Süleyman Nazif, bunu bildiği için garsona seslenmeden edememiş:


- Oğlum, beyefendinin suyunu yıka da öyle getir...

İPEK PİJAMA



Genç adam  işten çıkmadan önce karısını evden arar;

-"Tatlım , patron bir kaç arkadaşıyla beraber büyük gölde balık avlamaya gidecek, benim de gelmemi istiyor. Bu hafta sonunu orada geçireceğiz,  terfi almam için iyi bir fırsat, bir kaç parça giysi ile olta çantamı hazırlarmısın? İş yerinden gideceğiz ve geçerken evden çantaları alırım. Ha, hepimiz birarada yatacakmışız yeni ipek pijamamı da koyarmısın."

Karısı biraz işkillenir. Fakat kocasının istediklerini de yapar. Hafta başında adam eve gelir, biraz yorgundur Ama iyi gözükmektedir. Karısı onu karşılar ve çok balık tutup tutmadığını sorar.

Genç adam:

-"Ha, evet epey balık tuttuk. Fakat sana söylediğim pijamayı çantaya koymamışsın."

Karısı:

-"Nasıl olur? Olta çantasına köşeye koymuştum. Bak burada duruyor!"

17 Ağustos 2013 Cumartesi

KURTARABİLİRSE


Ameliyattan önce muayene esnasında hasta doktoruna sorar:

-"Ameliyatın başarılı geçme, düzelme ihtimalim ne kadar, Doktor bey?"

-"Şey..." der Doktor. 
-"İnanın iyileşmenizi sizden çok istiyorum.  Şayet sizi kurtarırsam dünyaca ünlü biri olacağım."

ZORLANIYORMUŞ


Temel'e bir işe girmek için sağlık raporu lazım olmuş. Gitmiş tam teşekküllü bir hastaneye. Epey muayeneden sonra doktor sormuş:

- " Birde KBB'ye göndereceğim, Kulaklarınızdan ya da burnunuzdan bir şikayetiniz var mı?"

- "He ya , demiş Temel. Özellikle fanilamu cikarurken cok zorlanayrum."

TIPASINI ÇEKER

Meraklı bir hasta yakını akıl hastanesini ziyaretten sonra hekimin birini yakalar ve sorar:

-"Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz?"

Doktor:

-"Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç şey veriyoruz. Bir kaşık, bir fincan, ve bir kova. Sonra da kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz. Siz mesela nasıl boşaltırsınız?"

Adam:

-"O ! Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova kaşık ve fincandan büyük." der.

Doktor:

-"Yanıldınız! Normal bir insan küvetin tıpasını çeker." diye cevaplar.

22 Temmuz 2013 Pazartesi

BORCA ZEYTİN


Nasrettin Hoca pazarda zeytin satıyormuş, kendisinden iki üç sokak ileride oturan ve yarıbuçuk tanıdığı bir kadın gelmiş ve Hocayla aralarında şu diyalog geçmiş;

Kadın;

- "Zeytinin iyi mi?"

Hoca;

- "Tadına bak."

Kadın;

- "Ben orucum."

Hoca,

- "Madem oruçlusun zeytini al git parasını sonra ver."

Hocanın birdenbire aklına düşmüş; Ramazan değilmiş çünkü.

Hoca;

- "Tuttuğun oruç ne orucu ki?"

Kadın;

-" Üç sene önceden borcum vardı da onları tutuyorum."

Hoca torbaya doldurduğu zeytinleri sepete geri dökmüş ve;

- "Get anam get... Allah'a olan borcunu üç senede veriyorsan bizim borcu ne zaman getirirsin kim bilir." demiş.

17 Temmuz 2013 Çarşamba

SESSİZLUK

Bir Karadeniz takımının yöneticisi, önemli bir maç için başka bir şehirden amigo getirir.
Amigo maçtan önce seyircilere tarif eder:

- "Sağ kolumu kaldırınca, bizim takım için lehte. Sol kolumu kaldırdığımda karşı takım aleyhine bağıracaksınız. İki kolumu birden kaldırınca sessizlik."

Maç başlar, amigo sağ kolunu kaldırır:

- "Ya ya ya, şa şa şa bizim takım çok yaşa!"

Sol kolunu kaldırır:

-"Yuuuuh!"

İki kolunu kaldırır. Seyirciler hep bir ağızdan:

- "Sessizluk, sessizluk!"

25 Haziran 2013 Salı

ÖLİR

Dadaş, askerden dönmüş ve belediyede cenaze arabası şoförü olarak işe başlamış, bir gün görevden dönerken caddede yavuklusunu görerek kaldırıma yaklaşmış;

- "Gız gel seni gezdireyim!” diye seslenmiş.

 Hanım kız, cenaze arabasıyla gezintiyi pek de hoş karşılamayarak;

-“Gözü kör olacak, beni bununla mı gezdireceksin?" diye çıkışmış

 Dadaş;

-"Gız sen bunu beğenmedin mi? İnsanlar buna binmek için öliller ölir!” diye cevap vermiş.

MUZİP DADAŞIN ”YABANCI DİL” BİLGİSİ



Erzurum’da bir işyerine‘’İngilizce bilen‘’ ağır vasıta şoförü aranmaktadır. Hazır cevap ve muzip bir Dadaş müracaat eder kendisine sorarlar:

- "Ehliyetin var mı" ?

- "Buyurun." der ve ehliyetini uzatır.

- "Peki İngilizce biliyor musun ?"

Dadaş hiç düşünmeden cevabı yapıştırır:

- "Ağabeği,ondan kolay ne var, onlar diyor ki andırsitend? biz diyoruz ki annir misan ?

25 Mayıs 2013 Cumartesi

KEVSER

İmam Hatip Lisesinde denetleme yapan bir müfettiş sınıfa girer. Ders Kur'an-ı Kerimdir. Bir öğrenciyi kaldırarak ismini sorar. Öğrenci:

- "Fatih" diye cevap verir.

Müfettiş:

- "Peki öyleyse yavrum, Fatiha suresini oku bakalım."der. 

Çocuk sureyi okur. Sıra başka bir öğrenciye gelmiştir. Müfettiş yine sorar:

- "İsmin ne çocuğum?"

Çocuk cevap verir:

- "Yasin ama, arkadaşlar bana Kevser derler efendim."  

14 Nisan 2013 Pazar

SİGORTA


İngiliz Büyükelçisi, eski bir Türk evinin dış duvarına asılan “Ya Hafiz” (Muhafaza Eden Rabbimiz) levhasını görünce Keçecizade Fuad Paşaya bunun ne olduğunu sormuş.

Fuad Paşa İngiliz’in tam anlayacağı dille cevap vermiş.

- "O gördüğünüz, Osmanlı Sigorta Şirketinin levhasıdır."

22 Mart 2013 Cuma

KARDEŞ


Fatih Sultan Mehmet, adamları ile gezerken, yanına sokulan dilenciye bir altın vermiş. Dilenci parayı alınca:

-Aman Sultanım, demiş. Koskoca bir padişah, kardeşine bu kadar para verir mi?

Fatih Sultan Mehmet, nereden kardeş olduğunu sorunca, dilenci:

-İkimiz de Hazreti Adem’in çocukları değil miyiz? demiş. Elbette kardeşiz.

Sultan Fatih:

-Bu keşfini sakın başkasına söyleme, diye gülümsemiş. Diğer kardeşlerimiz de pay isterse, sana zırnık bile düşmez.

HANGİ BORÇ


III. Mustafa’nın veziri Koca Ragıp Paşa’nın konağında bir Ramazan günü oruç üzerine sohbet yapılıyordu. Ragıp Paşa, orada bulunanlardan Şair Haşmet’e:

- Haşmet! Senin de borcun var mı? diye sorunca, 

Haşmet:

- Evet efendim! diye cevap verdi. Mahalle bakkalına bin kuruş, kasaba beş yüz kuruş.

Ragıp Paşa gülerek:

- Onu sormuyorum yahu, dedi. Oruç borcun var mı, sen onu söyle.

Şair Haşmet şu cevabı verdi:

- Paşam, oruç borcunu Allah sorar. Sizin soracağınız, kul borcudur.

20 Şubat 2013 Çarşamba

DERYADAYIM



Sultan VI Murat devrinde Bekri Mustafa, meyhaneden zilzurna sarhoş çıkmıştı. Devriyeler peşine takılıp kendisini kovalamaya başladılar. Kurtulamayacağını anlayan Bekri Mustafa, kendini kaldırıp havuza attı. Devriyeler havuzun kenarına gelip:

-“Haydi çık oradan” dediklerinde 

Bekri Mustafa;

-“Ben deryadayım. Bana Kaptanpaşa karışır” diye cevap verdi.

9 Ocak 2013 Çarşamba

HİÇ!

Nasrettin Hoca'ya sormuşlar:

- “Kimsin?” ,

-“Hiç” demiş Hoca, “Hiç kimseyim.”

Dudak büküp önemsemediğini görünce, sormuş Hoca:

-“Sen kimsin?”

-“Mutasarrıf” demiş adam kabara kabara...

-“Sonra ne olacaksın?” diye sormuş Nasrettin Hoca.

-“Herhalde vali olurum” diye cevaplamış adam.

-“Daha sonra?” diye üstelemiş Hoca.

-“Vezir” demiş adam.

-“Daha daha sonra ne olacaksın?”

-“Bir ihtimal Sadrazam olabilirim.”

-“Peki, ondan sonra?”

Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp son makamını söylemiş:

-“Hiç.” !!!!!

-“Daha niye kabarıyorsun be adem! Ben şimdiden senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım: "Hiç'lik makamında!”..