Temel ramazan ayı içerisinde çayını kurutuyormuş, birden hava bozmuş,
- "Allah'ım, ne olursun çayım kurumadan yağmurunu yağdurma daaa!" diye yakarmış.
Çay kurudu kuruyacak derken, akşamüzeri bir fırtına, bir yağmur, bir şimşek; ortalık cehenneme dönmüş. Temel sağa koşmuş, sola koşmuş nafile. Çay perişan olduğu gibi birde düşen yıldırım ile ağaca bağlı eşek telef olmuş.
Temel gökyüzüne doğru efkârlı, efkârlı bir sigara yakmış ve mırıldanmış;
-"Ula eşşeğuda kurbana saymazsam şerefsuzum!"
7 Aralık 2010 Salı
HUYSUZ HERİF
Yaşlı çift arabaları ile seyahat ederken öğle yemeği için bir yol kenarı restoranında mola vermişler, daha sonra yollarına devam etmişler, hareket ettikten 40 dakika sonra yaşlı kadın gözlüğünü orada unuttuğunu fark etmiş, ilk buldukları kavşaktan geri dönmüşler, restorana varış süresince adam klasik bir “yaşlı canavar”a dönüşmüş, oflamış puflamış, bütün geri dönüş yolunu karısının burnundan getirmiş.
Sonunda restorana gelmişler, kadın arabadan inip içeri doğru yürürken;
- “Heyy” demiş kocası, “Madem gözlüğünü alacaksın bari benim şapkamla kredi kartımı da isteyiver!”
Sonunda restorana gelmişler, kadın arabadan inip içeri doğru yürürken;
- “Heyy” demiş kocası, “Madem gözlüğünü alacaksın bari benim şapkamla kredi kartımı da isteyiver!”
ÇERNOBİL ELMASI
Pazarda satıcının biri;
- “Elmaya geelll elmayaa.. Çernobilin elmaları bunlarrr!” diye bağırıyormuş.
- “Deli misiniz?” diye sormuş kadının biri, “Çernobil’in elmalarını kim alır ki?”
Satıcı;
- “Valla yenge yetiştiremiyorum” demiş “Kimi karısına, kimi kayınvalidesine alıyor, kalmıyor bile yani..!”
- “Elmaya geelll elmayaa.. Çernobilin elmaları bunlarrr!” diye bağırıyormuş.
- “Deli misiniz?” diye sormuş kadının biri, “Çernobil’in elmalarını kim alır ki?”
Satıcı;
- “Valla yenge yetiştiremiyorum” demiş “Kimi karısına, kimi kayınvalidesine alıyor, kalmıyor bile yani..!”
2 Aralık 2010 Perşembe
SEVGİ
Öğrencilerden biri o erkek çocuğunun belki de evlat edinilmiş olabileceğini söyledi. Onun bu sözünü duyan başka bir küçük kız öğrenci, birden sesini yükseltti;
- "Ben evlat edinme konusunda her şeyi bilirim, çünkü bende evlatlığım!"
Arkadaşı sordu;
- "Madem biliyorsun, bize de anlatsana... Evlat edinilmek ne demektir?"
Küçük kız öğrenci kendinden emin bir biçimde bilgisini özetledi;
- "Annenin karnında değil, yüreğinde büyümüşsün demektir."
Kaynak-İbret verici hikayeler
DUVAR
Kalp ve Damar Cerrahisi Hastahanesi! İki yatak ve hayat ile ölüm arasındaki çizgide yaşamdan yana kalmaya çalışan iki kalp hastası. Yataklardan biri pencere önünde, diğeri duvar dibinde.
Pencere kenarındaki sabahtan akşama kadar, pencereden dışarıya bakıp seyrettiklerini duvar dibinde bir şey görmeyen, aynı kaderi paylaşan hasta arkadaşına anlatıyor:
"-Bugün deniz dünden daha durgun, rüzgar hafif esiyor olmalı, beyaz yelkenliler denizde belli belirsiz ilerliyor, kuğu gibi süzülüyorlar, park mı? Ha, park henüz tenha, salıncakların ikisi dolu, ikisi boş. Bak! Bak! Geçen haftaki sevgililer yine geldiler. Hep el-eleler, bir sıraya oturdular. Gözlerini birbirlerinden ayırmıyorlar, erkek bilgiç tavırla birşeyler anlatıyor. Ne kadar da bir birlerine yakışıyorlar! Ah kardeşim görmelisin! Erguvanlar bugün çıldırmış, öyle bir çiçek açmışlar ki etraf mora boyanmış, erikler desen keza, tepeden tırnağa beyazlar giyinmiş, gelinler gibi. İşte parkın neşesi çocuklar geldi. Ellerinde rengarenk uçurtmalar, balonlar umutlarını göğe uçuruyorlar. Bugün martıların da keyfine diyecek yok, masmavi denizin üzerinde gösteri uçuşu yapıyorlar, arada bir suya şöyle bir dokunup günlük yiyeceklerini topluyorlar"
Bu böyle hergün sürüp giderken, her gördüğünü anlatıp dururken ansızın yeni bir kalp krizi geçirir pencere yanındaki adam.
Duvar dibindeki düğmeye bassa doktoru çağırabilir ve belkide arkadaşı kurtulabilir, ama, ama yapmıyor işte. Şeytan karışıyor işe.
Arkadaşı ölürse pencere kenarındaki yatak boşalacak ve kendisi oraya geçecek. Bugüne kadar kulaklarıyla duyduklarını gözleriyle de görecek .
Hemen duvar dibindeki, kolaylıkla ulaşabileceği düğmeye basmaz ve oda arkadaşı ölür. Ertesi gün duvar dibindekini yatağından pencere kenarındaki yatağa taşırlar.
Beklediği an gelmiştir artık. Yattığı yerden pencereden dışarıya bakar. A oda ne! Dışarıda kapkara bir duvar.
Kaynak-İbret verici hikayeler
Pencere kenarındaki sabahtan akşama kadar, pencereden dışarıya bakıp seyrettiklerini duvar dibinde bir şey görmeyen, aynı kaderi paylaşan hasta arkadaşına anlatıyor:
"-Bugün deniz dünden daha durgun, rüzgar hafif esiyor olmalı, beyaz yelkenliler denizde belli belirsiz ilerliyor, kuğu gibi süzülüyorlar, park mı? Ha, park henüz tenha, salıncakların ikisi dolu, ikisi boş. Bak! Bak! Geçen haftaki sevgililer yine geldiler. Hep el-eleler, bir sıraya oturdular. Gözlerini birbirlerinden ayırmıyorlar, erkek bilgiç tavırla birşeyler anlatıyor. Ne kadar da bir birlerine yakışıyorlar! Ah kardeşim görmelisin! Erguvanlar bugün çıldırmış, öyle bir çiçek açmışlar ki etraf mora boyanmış, erikler desen keza, tepeden tırnağa beyazlar giyinmiş, gelinler gibi. İşte parkın neşesi çocuklar geldi. Ellerinde rengarenk uçurtmalar, balonlar umutlarını göğe uçuruyorlar. Bugün martıların da keyfine diyecek yok, masmavi denizin üzerinde gösteri uçuşu yapıyorlar, arada bir suya şöyle bir dokunup günlük yiyeceklerini topluyorlar"
Bu böyle hergün sürüp giderken, her gördüğünü anlatıp dururken ansızın yeni bir kalp krizi geçirir pencere yanındaki adam.
Duvar dibindeki düğmeye bassa doktoru çağırabilir ve belkide arkadaşı kurtulabilir, ama, ama yapmıyor işte. Şeytan karışıyor işe.
Arkadaşı ölürse pencere kenarındaki yatak boşalacak ve kendisi oraya geçecek. Bugüne kadar kulaklarıyla duyduklarını gözleriyle de görecek .
Hemen duvar dibindeki, kolaylıkla ulaşabileceği düğmeye basmaz ve oda arkadaşı ölür. Ertesi gün duvar dibindekini yatağından pencere kenarındaki yatağa taşırlar.
Beklediği an gelmiştir artık. Yattığı yerden pencereden dışarıya bakar. A oda ne! Dışarıda kapkara bir duvar.
Kaynak-İbret verici hikayeler
EVERST'in YENİLİŞİ
29 Mayıs 1953 tarihine kadar dünyanın en yüksek noktasına, Everest tepesine kimse tırmanamamıştı. Bunu ilk kez Edmund Hillary başardı. Hatta, bu başarısından ötürü kraliçe ona şövalye ünvanı verdi.
Hillary'nin Everest'e tırmanmasının hiç de kolay olmadığını, daha sonra kaleme aldığı High Advanture isimli kitabında anlattıklarından anlamak mümkün. Hillary,1952 yılında da Everest'e çıkma girişiminde bulunmuş, fakat bu girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştı.
Bu başarısız tırmanışın ardından İngiltere'de bir okul onu konuşma yapmak için davet etmişti. Anlatıldığına göre, başarısız denemesinden bahsettikten sonra, Edmund Hilary duvarda asılı büyük boy Everest fotoğrafına doğru bakmış, bir müddet hiç konuşmamıştı. Ardından, fotoğrafa doğru yürümüş, önünde durmuş, sonra yumruğunu hava da sıkıp bağırarak şöyle demişti:
-"Ey Everest! Beni bu ilk denememde yendin, bunu kabul ediyorum. Ama işimiz daha bitmedi. Yine geleceğim ve zirvene bu kez çıkacağım!"
Sonra kendisine şaşkın gözlerle bakan öğrencilere dönüp, bir yıl sonra ulaşacağı başarısının sırrını hemen açıklamıştı:
-"Arkadaşlar, beni mağlup ettiği için Everest büyük. Ama onun büyüklüğü hiç değişmiyor; benim inanç ve azmim ise her geçen gün büyüyor!"
Bir yıl sonra, Edmund Hilary, büyüyen inanç ve azminin meyvesi olarak, Everest'in zirvesine ilk ayak basan kişi olmayı başardı.
Kaynak-Doğaya Baş Kaldıranlar.
Hillary'nin Everest'e tırmanmasının hiç de kolay olmadığını, daha sonra kaleme aldığı High Advanture isimli kitabında anlattıklarından anlamak mümkün. Hillary,1952 yılında da Everest'e çıkma girişiminde bulunmuş, fakat bu girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştı.
Bu başarısız tırmanışın ardından İngiltere'de bir okul onu konuşma yapmak için davet etmişti. Anlatıldığına göre, başarısız denemesinden bahsettikten sonra, Edmund Hilary duvarda asılı büyük boy Everest fotoğrafına doğru bakmış, bir müddet hiç konuşmamıştı. Ardından, fotoğrafa doğru yürümüş, önünde durmuş, sonra yumruğunu hava da sıkıp bağırarak şöyle demişti:
-"Ey Everest! Beni bu ilk denememde yendin, bunu kabul ediyorum. Ama işimiz daha bitmedi. Yine geleceğim ve zirvene bu kez çıkacağım!"
Sonra kendisine şaşkın gözlerle bakan öğrencilere dönüp, bir yıl sonra ulaşacağı başarısının sırrını hemen açıklamıştı:
-"Arkadaşlar, beni mağlup ettiği için Everest büyük. Ama onun büyüklüğü hiç değişmiyor; benim inanç ve azmim ise her geçen gün büyüyor!"
Bir yıl sonra, Edmund Hilary, büyüyen inanç ve azminin meyvesi olarak, Everest'in zirvesine ilk ayak basan kişi olmayı başardı.
Kaynak-Doğaya Baş Kaldıranlar.
KUYUYA DÜŞEN EŞEK
Günlerden bir gün, Aliağa’nın köylerinden birinde, adamın birinin eşeği, kuyunun birine düşmüş. Niye düşer, nasıl düşer sormayın. Eşek bu! Düşmüş işte. Belki kör bir kuyuydu, ağzı tahtayla kapatılmıştı belki, üzerine de toprak dökülmüştü. Zamanla tahta çürüdü, zayıfladı, toprakta biten otları yemek isteyen eşeğin ağırlığını çekemedi ve güm.
Hayvancık saatlerce acı içinde kıvrandı, bağırdı kendi dilinde. Ayıptır söylemesi, anırdı yani.
Sesini duyan sahibi gelip baktı ki vaziyet kötü. Zavallı eşeği kuyunun dibinde melül mahzun bakınıyor. Üstelik yaralanmış. Üstelik de kuyu derin. Karşılaştığı bu durumdan, kendini eşeği kadar zavallı hisseden adamcağız köylüleri yardıma çağırdı.
Ne yapsak, ne etsek, nasıl eşeği çıkarsak soruları havada kaldı. Sonunda karar veril di ki; bu eşeği, bu derin kuyudan kurtarmak için çalışmaya değmez. Tek çare, kuyuyu toprakla doldurmak.
Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun içine toprak attılar. Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde silkelenerek dibe döktü. Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde, her an biraz daha yükseldi. Ve sonunda yukarıya kadar çıkmış oldu.
Köylüler ağzı açık bakakaldılar.
Hayat bazen bizimde üzerimize abanır. Toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur. Bunlarla baş etmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmak, aydınlıklara doğru adım atmaktır !
Kaynak-Aliağa Expres.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







